| Hayat sancısı | Diğer Yazarlar | ||||
| Bileziklerini vermemek için direnen anneyi oğlu çamaşır ipiyle boğarak öldürdü (Basından) Hastane koridorlarında dünyaya gelişimizin sevinç çığlıkları atılmaya başlandı önce… Sonra dünya ışıkları ve renkleriyle buluşmamız, annemizin doğum sancılarına inat, mahallemizin en ücra köşelerine büyük bir tılsımla yayıldı. Masum, çaresiz ve muhtaç yüreğimizle, annemizin göğsünü aradık, küçücük ellerimizle. Babamızın nasırlı elleri ile irkildik, kardeşlerimizin sevinç egzersizleri ile kendimize geldik… Artık dünya bizi de belirli bir süre ağırlayacaktı… Büyüyorduk ve büyürken de ocağımıza umut ekiyorduk… Her ihtiyacımızı ağlayarak tedarik ettik… Ve her mutluluğumuzu da, tebessümlerimizle ödüllendirdik… Hem gülüyor hem de güldürüyorduk… Mutluyduk, annemizin o iki eli arasında… Umutluyduk, babamızın her saçımızı okşamasında… *** İlk ayrılığı okul sıralarında, ilk kavuşmayı da aynı günün akşamında okul bahçesinde bizi bekleyen annemize sarılırken öğrendik… O zamanlar zor geliyordu anne kucağından ayrılıp, tahta sıralara oturmak… Dersteyken karatahtanın üzerinde duran portrenin Atatürk, duvarlardaki rengarenk resimlerin de dört mevsim olduğunu öğrendik… Düzenli yemek yeme alışkanlığını, beslenme çantamızdaki yarım ekmek ve domatesle, paylaşmayı da arkadaşımıza uzattığımız üç-beş zeytin tanesi ile öğrendik… *** Genelde lise çağlarımızda başladı ilk aşk deneyimimiz… O okulun en güzel kızıydı, bizde sözde en yakışıklı erkeği… Ders kitaplarının arka kapağına yazdığımız şiirleri sevdiğimiz kıza okutabilmek için, yapmadığımız haytalık kalmamıştı… Henüz aşkın ne olduğunu öğrenemeden, bir anda öğreniverdik aşkın biraz da pişmanlık olduğunu… Yanlış labirentlerde bocaladığımız, aşk deneyimlerimizde başladı, ilk korkularımız. Dersleri asıp, ellerimizi tütüne, yüreğimizi efkâra alıştırdık… *** Üniversite yıllarımızda, kimimiz polyannacılık, kimimiz de devrimcilik oynamaya başladı. Memleket meseleleri daha bir ilgilendiriyordu bizleri. Ortaya atılan her bir politikaya, kayda değer bir eleştiri sunabiliyorduk. Bin bir türlü entrikaya bulaşmıştık… Kimimizin adı polis anonslarında, kimimizin de sabıka kayıtlarında geçiyordu… Hiç kimseye ve hiçbir şeye bulaşmadan yolunu bulanlarda yok değildi… Zar zor bitirip üniversiteyi, bir gurur abidesi misali duvarımızın en güzel yerine asmıştık diplomamızı… Ama hiç kimse önceden tahmin edemezdi, aylar sonra tekerlekli araba ile işportaya çıkacağımızı… *** Zaman su gibi akıp geçti ellerimizden. Herkes bir şekilde yolunu bulup ilerledi. Kimisi hayattan çaldı, kimisi şerefini sattı. Kimileri de tertemiz bir kâğıt gibi, gri bulutlar arasında, özlediği hayatın portresini çizmeye çalıştı… Geride sadece sancılı annemiz ve elleri nasırlı babamız kaldı… Kimilerimiz vefa gösterdi, kimilerimiz ise çareyi huzurevine yerleştirmekte buldu… Daha ileriye gidip, hayata duyduğu öfkeyi anne ve babasına uyguladığı şiddetle bastırmaya çalışan, ahlak ve insanlık yoksunu canlılar da yok değildi… Oysaki o sancılı annenin ve elleri nasır tutmuş babanın tek arzusu, bizi yaşatabilmek ve mutlu edebilmekti. Yaşadıkları ve yaşayacakları onca ihanete, onca şerefsizliğe ve onca vefasızlığa rağmen… |
|||||
| 18.12.2009 | |||||
| Yazarın Diğer Yazıları | |||||
| Özlediğimiz dünya İlkokul fişlerimizde kaldı - 12.12.2009 | |||||
| Barometreni Al Gel Sanatsal Basıncı Ölçelim - 13.11.2009 | |||||
| Banka ATM’lerinde Biriken Hayal Bakiyeleri - 30.10.2009 | |||||
| Huzura Gebe Tebessümler - 23.10.2009 | |||||
| Tozlu Raflardaki Kutsal Yapıtların Hijyen Duaları… - 09.10.2009 | |||||
| İçi Boş Esere Nobel Ödülü, Tahta Arabaya, Formula Kupası Verin - 02.10.2009 | |||||
| İçine Az “Din” Karıştırılmış Siyaset Çorbası… - 04.09.2009 | |||||
| Açılın Beyler “Açılım” Geliyor! - 28.08.2009 | |||||
| Sakalcılar Ve Şarapçılar - 20.08.2009 | |||||
| Haydi hayırlı işler! - 20.06.2009 | |||||
| Çakma Yazar - 12.06.2009 | |||||
| Pardon yalnızlığımdan oldu... - 30.03.2009 | |||||
| Âlemin keyfi yerinde yine maşallah! - 13.02.2009 | |||||
| Teşekkürler Sayın Valim, Teşekkürler Gençler… - 07.02.2009 | |||||