| Antakya izlenimleri | Diğer Yazarlar | ||||
Antakya Hatay ilimizin merkez ilçesi. Antakya dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri, M.Ö. 300 civarında Büyük İskender’in komutanlarından Seleucus Nicator tarafından kurulmuş. Antakya bütün dinleri, kültürleri birarada barındıran bir şehir. “Medeniyetlerin buluşma noktası” olarak kabul ediliyor. İnsanları güler yüzlü, sevecen, giyiniş ve tavırları sıcak kanlı.
Antakya’da yapılan “Ağrı” ile ilgili bir sempozyumda görevim nedeniyle katıldığımda daha önceden görme ve gezme fırsatı bulamadığım bu kenti görme fırsatı buldum. Antakya’da güzel bir üniversite kurulmuş; Mustafa Kemal Üniversitesi ve Tıp Fakültesi Hastanesi gelişmiş ve bölgeye hizmet veriyor. Sempozyumun bir yemeğinde karşılaştığım hocam “nasılsın, beni tanıdın mı” dediğinde “evet” cevabım gecikmedi. Hocam Prof. Dr. Şerefettin CANDA üniversitenin rektörü olmuş. Ne kadar sevindiğimi belirtmeliyim. Gurur verici bir karşılaşma oldu diye düşünüyorum.
Hatay’ın tarihi Cumhuriyet dönemimizde hala tartışılıyor. 100 yıl sonra tekrar halk oylaması yapılacak/yapılmayacak tartışmaları devam ediyor. 30 Ekim 1918 Mondros antlaşması ile Hatay bölgemizi kaybediyoruz, İngilizler daha sonra Fransız hükümetlerinin hakimiyetine giren bölge Atatürk Türkiyesi’nde yapılan zorlu politik ve direniş mücadeleleriyle 23 Haziran 1939 da “oy birliği” ile Hatay Devleti Türkiye Cumhuriyetine 21 yıl sonra katılıyor.
Antakya düz bir ova ve çereleyen dağ yamaçlarına yerleşimli. Ortasından Suriye’den gelen ve ters akıp Akdeniz’e dökülen ASİ nehri ile ikiye ayrılmış. Eski ve yeni şehir olarak adlandırılıyor. Amik Ovası bölgeye hayat vermiş ama ne talihsiz bir girişimdir ki Amik Gölü devletin bir kurumu olan DSİ tarafından Asi nehrine kanallarla akıtılarak kurutulmuş ve doğal ortam bozulmuş, yetmişe yakın kuş türü Antakya’dan kaybolmuş. Şehirde yapısal özellik bir kasaba havasında ve yerleşim çok kötü, kentsel tasarım gecekondu görünümünde. Şehir merkezinde Asi nehri üzerindeki tarihi Roma köprüsü yıkılmış ve yerine betonarme bir köprü yapılmış. Tarihi parke Antakya sokakları asfaltlanmış durumda. Nasıl düzeliri tartışmak bu tarihi kentteki sorumlulara ve yöneticilere kalıyor. Yeni seçilen AKP’li belediye başkanına çok ağır görevler düşecek görünüyor.
Antakya’da iki önemli tarihi yerleşimden biri dünyada 3.olduğu söylenen “mozaik müzesi” , diğeri Hıristiyanlığın tarihinde önemli bir yere sahip dünyanın ilk kilisesi olan Sen Pier (Saint Pierre) kilisesi. Mozaik müzesindeki mozaiklerin renkleri solmuş, çok kötü bir müzeye yerleştirilmiş, müzeye mi yoksa bir apartman dairesine mi giriyorsunuz belli değil. Sen Pier Kilisesi ise etrafı gecekondularla ve dağınık binalar ve çöplerle dolu. Sen Pier Kilisesi’ni ziyarete gittiğimizde Portekiz’den gelen dini görevli grupla karşılaşıyoruz. Yurtdışına açılan bu iki alan maalesef içler acısı konumunda. Trabzon’daki Ayasofya ve Sümela Manastırı’nı düşününce aramızda epey fark olduğunu belirtmeliyim.
Yemeklere gelince. Harbiye adı verilen ve maalesef insanları tarafından doğal yapısı bozulan, şelaleleri ile seslendirilen alan yine çok kötü bir konumda. Çarpık yapılaşma, lokanta bolluğu ve piknik alanı düşüncesiyle katledilen bir bölge olarak düşünülmeli. Kule Restoran da yediğimiz öğle yemeği Antakya mutfağından değişik örneklerdi. Oruk (içli köfte), harbiye kebap (dürüm), humus, kaytaz böreği, zeytin salatası, kekik salatası vs... Künefe (taze peynirli kadayıf) gerçekten güzeldi. Ama gerçek künefeyi eski şehir meydanında Köprübaşı Ulu Camii Minaresi karşısındaki KRAL KÜNEFE’de yiyince anladık ve kaymaklı künefe çok ucuz 3.5 TL. Atatürk Caddesi Cumhuriyet Apartmanı altındaki Emmoğlu Baklavacısından baklava aldık. Kuru baklavası ve fıstıklı kadayıfının tadı muhteşem. Sahibi “abi burada pahalı bir şey satamayız” diyor ve bugün 2 tepsi baklavayı Hollanda’ya gönderdiğini belirtiyor.
Antakya’da çok güzel iki otel var. Biri bizim kaldığımız Ottoman Palace Amik ovanın ortasına inşa edilmiş ve etrafında villalar var, termal havuzu ve spa merkezi olmuş, Arap turistleri cezbediyor. Sabah 07.00’de havuza girmek için yer bulamayabilirsiniz. Diğeri bir sabun fabrikasından dönüştürülen Savon Otel. Gerçekten yerleşimi ve konumu tarihsel dokuyu yansıtıyor, çok iyi restore edilmiş.
Bu arada Antakya’da zeytin, zeytinyağı ve defne sabunu imalatı var. Uzun Çarşı’dan defne sabunu, zeytinyağı, nar ekşisi, küflü çökelek, sünme peyniri almayı unutmayın.
Denizin mavisinin, uçsuz bucaksız yemyeşil bir ovaya dönüştüğü Antakya’da, yeşilin gelecekte betonlaşmaması dileğiyle… |
|||||
| 05.04.2009 | |||||
| Yazarın Diğer Yazıları | |||||
| Sağlık çalışanlarından yemek ücreti kesintisi - 13.02.2009 | |||||
| Provence’de bir hafta sonu - 07.02.2009 | |||||